banner91

Uzun zamandır heyecanla beklenilen İmamoğlu- Yıldırım ortak yayını sonunda gerçekleşti.

En son ne zaman böyle bir yayın gerçekleşmişti? Tahminen ‘Yeni Türkiye’ ye geçiş yapmadığımız yıllarda… Bu da takribi olarak 17 yıl öncesine dayanıyor. Peki, davulla zurnayla kutlanan bu ‘demokrasi’ adımı neden daha önce atılamadı. Çünkü Ak Parti Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine bu konuda kesin talimatı olduğunu biliyoruz. Ne lider düzeyinde ne de milletvekili düzeyinde bu tür tartışma programına katılmak ambargolu.

Ve bizler bugün 3 saatlik bir televizyon yayına sevinir haldeyiz ve ne kadar demokratik bir adım atıldığına dair sevincimizi dile getiriyoruz.

Yayıncı olarak değerlendirmem; gerek dekor, gerek masa seçimi, gerek kamera açılarıyla teknik olarak kötü bir yayındı. Benzer bir tespiti yapan Sözcü Gazetesi Yazarı Deniz Zeyrek konu ile ilgili Habertürk yayınında bir açıklama yaparak teknik ekibin bu yanlışları görerek düzeltmek istemesine rağmen yayının formatını belirleyen parti yöneticilerinin kabul etmediği bilgisini paylaştı. İlk hata işte burada ortaya çıkıyor. İsmail Küçükkaya’nın da program sırasında “Formatı ben belirlemedim, parti yöneticileri ortak karar aldı” sözü de iplerin tamamen parti yöneticilerine teslim edildiğinin ifadesiydi. Yanlış en başından yapılmış; nasıl bir gazeteci bir parti binasına gidip bir koltuğa oturup partiyi nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda talimat veremezse parti yöneticileri de yayın ile ilgili format belirleyemez, dekoru seçemez, açılara karışamaz. 17 yılda bir gelen bu fırsatı kaçırmamak adına her şeye “peki” diyen yayıncıların neticesinde de teknik olarak ortaya kötü bir iş çıktı.  

Format olarak belirlenen “her soru için 3 dakika” daha çok Amerika’daki  seçim kampanyasında kullanılan bir yöntem ve ülkemiz için tercih edilebilecek bir yöntem değil. Uygulandığı takdirde gerçekten verimli olabilir fakat bizim siyasilerimiz uzun uzun konuşmaya, anlatmaya alışkındır. Türkiye’de bunu uygulayabilecek bir siyasi kimlik benim aklıma gelmiyor.  Hatta yaptığım yayınlarda sıkça başıma gelen ve beni fazlasıyla sinirlendiren bir sorundur. Sorulan soruya cevap vermektense “Ben şimdi o sorunuzdan önce şu konuda da konuşmak istiyorum” diyen konuk programı istediği yöne çeker. Nitekim bu yöntemin verimli olmadığını yayın sırasında gördük. Sorulan soruya karşılık karşı tarafın söylemlerine yanıt vermeyi tercih eden adaylar planlanan yayın düzenini alt-üst etti.

Yayının genel akışı beklentilerimden uzak, heyecansız, tatsız, hiçbir konuya açıklık getirmeyen bir şekilde gitti. Belli ki iki tarafın temsilcileri anlaşmış ve ‘sıkıştırılmama’ konusunda fikir birliğine varılmış. İzleyiciler tarafların bugüne kadar yaptıkları açıklamaların tekrarından başka bir şey izleyemedi. Seçmenin tercihlerini etkileyebilecek bir söylem olmadı.

Binali Yıldırım’ın yaptığı en büyük hatalardan biri de FETÖ konusunu açmaktı. “Bunlar FETÖ taktiği” söyleminin üzerine gerek rakibinden gerekse yayını takip eden izleyicilerden bir gol daha yedi. Öyle ya artık yayıncılık dediğimiz alan sosyal medya ile eşdeğer yürütülüyor. Küçükkaya’nın İmamoğlu’na yönelttiği FETÖ sorusu ise anlamsız bir hareketten başka bir şey değildi. Aynı soruyu Yıldırım’ a sormadığı için sosyal medyada linçin başladığı uyarısı gelince aynı soruyu Binali Yıldırım’a sormak zorunda kaldı ve Binali Yıldırım’ın en zorda kaldığı bölüm başladı. Kısaca; “yok” diyerek geçiştirmek istedi. “Ne okullarında okudum ne de gördüm” dedi. İyi de zaten Sayın Binali Yıldırım’ın yaşı o okullarda okumak için pek elverişli değil. Ama stadyumlarda Fethullah Gülen lehinde yaptığı konuşmalar saniyeler içinde yeniden dönmeye başladı. Kaldı ki bu siyasi ideolojiye mensup herkesin bu cemaat ile hemhal olduğunu biliyoruz.

Kabul etmek gerekir ki İsmail Küçükkaya zor bir görevi aldı. Baştan sona hâkimiyeti elinde tutmak için gayret etti. Söyleyeceği en küçük bir söz onu başarılı veya başarısız kılabilirdi; nitekim öyle de oldu. Yayının sonunda dil sürçmesiyle karışık “Moderasyonumu nasıl beğendiniz?” sorusu kendi ayağına sıkmaktan başka bir şey değildi. Ne diyecek karşındaki; “İyi yönetemedin” diyecek hali yok. O zaman nedir bu övülme isteği?

İmamoğlu’nun enerjisi ve yayına daha hazır geldiği herkesin ortak fikri… Binali Yıldırım’ın ise düşük enerjisi bir yana vaatler konusundaki söylemleri bana o gün sunumu olduğunu unutan ve arkadaşlarından aldığı notlarla tahtaya kalkan öğrenci tadındaydı. 25 yıldır İstanbul’u yöneten bir siyasi ideolojinin temsilcisinin daha net ve akılda kalıcı projelerle bu yayında konuşmasını beklerken birden bire “Gençlere 10 GB internet vereceğiz” vaadi çıktı. Peki gençler o 10 GB ile ne yapacak? Türkiye’de yıllardır yasaklı olan Wikipedia’ya girebilecek mi mesela? Ya da attıkları bir Tweet’den dolayı yargılanmama garantisini de verecek misiniz?

Daha cesur soruların sorulabileceği, adayların da bu sorulara açık açık yanıt verebileceği ve bir sonraki yayın için 17 yıl beklemeyeceğimiz bir Türkiye hayali ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.