Geçtiğimiz hafta kararında olmayan kararlardan bahsetmiş ve kimi zaman kamu otoritesinin kararında olmayan kararlar verdiğini belli örnekler vererek açıklamıştım. Geçtiğimiz hafta yaşanan örneklerde görüldüğü gibi yerelden yapılan itirazlara rağmen ne pahasına olursa olsun kararında ısrar etmek ve yeni yasal düzenlemeleri hayata geçirip itirazları boşa düşürmek kısa vadede merkezi karar almanın bir başarısı gibi görünse de uzun vadede yeni türden sorunlara neden olacaktır.

Çünkü yönetim ciddi bir iştir. Hangi seviyede ve sektörde olursa olsun çok sayıda değişkenle uğraşmayı ve bunların eşgüdümünü gerektirir. Eşgüdüm kendi kurumunuzun ahenkli çalışması için bir ön şarttır ve eldeki imkânların kurumun hedeflerine ulaşma sürecinde etkili ve verimli kullanımını sağlar. Tabanla tavan arasındaki mesafe ve kademe sayısının arttığı durumlarda bu değişkenlerin sayısı da artar. Bu nedenle, birkaç kötü örnek hariç, hemen hiçbir ülkede kararların tamamen merkezden alındığı ve uygulandığı bir düzen yoktur. Açıkça söylemek gerekirse bir ülkeyi veya bir kurumu sadece merkezden yönetmek mümkün değildir. Karar verme ve uygulama sürecinde merkezi yönetimin yereldeki temsilcileri ve yerel yönetimler yanında politika belirleme ve uygulama sürecinin diğer bileşenleri olan sivil toplum kuruluşları, uzmanlar, sektör temsilcileri, yerel halk velâkin sorundan doğrudan veya dolaylı etkilenebilecek olan tüm unsurlar ve paydaşlar bu sürece katkı verme potansiyeline sahiptirler.

Bu nedenle özellikle 1970’lerden sonra politika belirleme ve uygulama sürecine paydaşların katılımı için referandum, müzakere, şura, danışma ve benzeri mekanizmaların önerildiğini görürüz. Çünkü kararları alıp uygulayan merkezin ussallığı, mantığı ve kapasitesi en altta uygulama alanında olanları bilebilecek yetkinlikte ve tahmin edecek kapasitede olmayabilir. Herbert Simon’ın uzun yıllar önce işaret ettiği sınırlı ussallık ya da Charles Lindblom’un ussal karar alma sürecine getirdiği eleştiriler ussal karar almanın önündeki engelleri net bir şekilde ortaya koyarlar. Ayrıca alınan kararların istendik ve beklenen bazı sonuçları vardır, ama istenmedik ve beklenmeyen sonuçlar, yan etkiler her zaman mevcuttur. Bu nedenle daha kararında kararlar vermek için diğerlerinin dinlenmesi,  politikaların birlikte ele alınması ve kurumlar arası eşgüdüm ve işbirliği şarttır.

Elbette her örgüt belli bir amaca ulaşmak için kurulur. Bir kamu politikasının da belirli bir amacı vardır. Her örgüt enerjisini bu amaca ulaşmak için harcar, çünkü varlık sebebi budur. Bununla birlikte günümüzde örgütler amaçlarını gerçekleştirirken ve kamu otoritesi kamu politikaları geliştirirken etrafına bakmak zorundadır. Hemen her kamusal kararın ve kamu politikasının diğer alanları etkilediği günümüz düzeninde, bir kurum temel görevi olan enerji üretimi ya da ulaşım konularında aldığı kararların diğer alanlarda yarattığı etkiyi hesaba katmadığı takdirde zücaciye dükkânına girmiş filden farkı olmaz. Ayrıca bir hedefe ulaşmanın birden fazla yolu mevcuttur ve bazı yollar hem daha kısa hem de daha az masraflıdır. Kararlar alınırken acil çözüm bekleyen sorunlara, en az girdiyle ve en fazla insanı mutlu edecek formda müdahaleler yapılmalıdır.

Haftaya katılım, eşgüdüm ve işbirliği konularına devam edeceğim, biraz da trafikten bahsedeceğim. Kent Konseyinin bu konuda bir girişimi var ve bu girişimin öncesinde sizlerden ricam Bandırma’da yaşanan ve yapılan anketlerde de üst sıralarda çıkan trafik sorununun kökü/kaynağı ve çözüm önerileri hakkında kendi gözlemlerinizi ve önerilerinizi gorhan@bandirma.edu.tr adresinden benimle paylaşmanız. Değerli görüşlerinizin için şimdiden teşekkürler.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Volkan 1 yıl önce

Yazınızın başlığını okuduğumda ilk aklıma gelen (artık nedense?) Rıza Arslan hocamın ödev olarak okuttuğu, Niccolo Machiavelli'nin "Prens" adlı eseri oldu. Prenslerin kendi topraklarını ya da iktidarını kontrol altında tutmak ve sürdürmek amacıyla, hile de dahil her türlü yola başvurabilecekleri temasını işlemekteydi. İşte o günlerde Machiavelli'nin "amaca ulaşmak için her yol mubahtır" özdeyişinin amansız savunucularından biri olduğunu öğrenmiştik. Açıkçası telkin edilen şuydu; sinsice taktikler kullanmanın, manipüle etmenin, görmezlikten gelmenin, yönetim sürecinde politikalar yaparken (karar verme) ya da yapmazken (karar vermeme) uygun dozlarda kabul edilebilir olduğuydu. Merkezin, tüm yönetim ve denetimi eline aldığı merkezi yönetim sistemlerinde ise pek çok kör noktanın varlığından siz sıkça söz ederdiniz. Yerel yönetimlerin, bölgede yaşayanlarla birlikte sorunu bizzat yaşayan ve etkin çözümü en kısa yoldan hayata geçirebilecek bir konumda oldukları ortada. Bu noktada özellikle genelin dışında yerel kararlar alınırken "kararında" bir yetki devrinin yönetim sürecinin etkinlik gibi verimliliğini de artıracağını düşünüyorum.

banner59

banner60